MÜTESELSİL BORÇLULARDAN BİRİSİ TARAFINDAN İLERİ SÜRÜLEN ZAMANAŞIMI DEF’İNDEN ZAMANAŞIMI DEF’İNDE BULUNMAMIŞ DİĞER BORÇLU DA YARARLANIR

              YARGITAY 9. HUKUK DAİRESİ  3.10.2019T., 2016/6796E., 2019/17273K.

Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi davalılardan …. ile …. vekilleri tarafından istenilmekle, temyiz taleplerinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

A) Davacı isteminin özeti:

Davacı vekili, müvekkilinin 13.09.2006-01.11.2012 tarihleri arasında davalı işverenlerin değişik işyerlerinde plastik doğrama ve montaj ustası olarak çalıştığını, iş akdinin haksız olarak feshedildiğini, son maaşının net 1.200.00.TL olduğunu, ancak sigorta kayıtlarında asgari ücret olarak gösterilip asgari ücret tutarı bankaya yatırılıp kalan kısmın elden ödeneceği taahhüt edilmesine rağmen çalıştığı süre boyunca maaş farklarının ödenmediğini, işyerinde ve gösterilen montaj alanlarında hafta içi 08.00-23.00 arasında çalıştığı gibi hafta tatili ve genel tatil günlerinde de çalışmasına devam etmek zorunda kaldığını ileri sürerek kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, ücret, yıllık izin ücreti, fazla mesai ücreti, hafta tatili ücreti, ulusal bayram genel tatil ücreti alacaklarını istemiştir.

B)Davalı cevabının özeti:

Davalı … Şirketi vekili, davacının müvekkili şirket işçisi olmadığını, diğer davalı … Ltd. Şti.’nin 2012 yılı Mart ve Nisan aylarında ve 2012 Temmuz – Kasım arasında toplam 7 ay müvekkiline ait işyerinde doğrama kör kasası ve panjur kutusu imalat ve montajı işini yaptığını ve bu süre içinde işyerinde işçi çalıştırdığını, halen bu işyerinin kapatılmış olduğunu, davacı ile ilgili müvekkili şirkette hiçbir kayıt ve belge bulunmadığını ve davacının müvekkili şirketten hiçbir alacağı bulunmadığını ve talebinin zaman aşımına uğradığını, iddia ve taleplerin yersiz olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.

Davalı … Şirketi vekili, müvekkili şirket ile diğer davalı … Ltd.Şti arasında asıl işveren-alt işveren ilişkisi bulunmadığını, müvekkili şirket ile diğer davalı … Ltd.Şti.nin faaliyet alanı birbirinden tamamen farklı olup ortada iki ayrı bağımsız işveren bulunduğunu ve diğer davalı şirketin yaptığı işin belirli uzmanlık gerektiren “körkasa ve doğrama işlerinin yapılması” olup bu ilişkinin asıl işveren-alt işveren ilişkisi değil hizmet alımı ilişkisi olduğundan müvekkili şirket hakkındaki davanın husumet yönünden reddi gerektiğini, iddia ve taleplerin yersiz olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.

Davalılardan … Şirketi davaya cevap dilekçesi vermemiştir.

C)Yerel Mahkeme kararının özeti:

Mahkemece, toplanan delillere ve bilirkişi raporuna göre, davacının davalılar …Ortak Girişimi inşaat işyerlerinde “körkasa ve plastik doğrama işini” üstlenen davalı … Ltd.Şti.işçisi olarak 20.09.2006 tarihinden itibaren birbiri ardına aralıksız olarak 15.11.2012 tarihine kadar çalıştığı ve iş sözleşmesinin iş bitimi gerekçesi ile feshedildiği, davalılar vekilleri, davacının … Ltd. Şti. işçisi olduğunu, müvekkili şirketlerle … Ltd. Şti. arasında alt işveren-asıl işveren ilişkisi bulunmadığını beyanla davacının talep konusu alacaklarından sorumlu olamayacaklarını ve müvekkilleri hakkındaki davanın husumet yönünden reddi gerektiğini savunmuş iseler de …Adi Ortaklığının inşaat işyerlerinde bu işin bir bölümünü oluşturan “körkasa ve plastik doğrama montaj” işinin … Ltd.Şti.tarafından taşeronluk sözleşmeleri ile üstlenildiği ve davacının da davalı şirketlere ait inşaat işyerlerinde bu işte çalıştığı ve yine davalı vekillerinin beyanlarından körkasa ve plastik doğrama işinin belirli uzmanlık gerektiren bir iş olduğu, …Adi Ortaklığı ile davacının işvereni olan … Ltd. Şti. arasında İş Kanunu’nun .2/6 maddesindeki tanımına uygun bir alt işveren-asıl işveren ilişkisi kurulduğu ve …Adi Ortaklığının davacının talep konusu alacaklarından asıl işveren olarak alt işverenle birlikte sorumlu olacağı, davacının, asıl işveren davalılar …A.Ş ve …A.Ş.’nin oluşturduğu ortak girişime (adi ortaklığa) ait inşaat işyerlerinde alt işveren … Ltd.Şti.işçisi olarak 20.09.2006-15.11.2012 tarihleri arasında çalıştığı ve tüm çalışma döneminde adi ortaklığın asıl işveren konumunda olduğu ve asıl işverenin sorumluluğu alt işverenin o işyeri ile ilgili doğan yükümlülükleri ile sınırlı olduğundan davacının tüm döneme ilişkin talep konusu alacaklarından adi ortaklığı oluşturan davalı şirketlerin, adi ortaklığın tüzel kişiliği olmaması nedeniyle TBK.468 maddesi uyarınca müteselsilen sorumlu olacakları, davacının iş sözleşmesinin haklı nedenle feshedildiği davalılarca savunulmadığı gibi, herhangi bir fesih bildiriminin de sunulmadığı, tanık beyanlarından iş bitimi gerekçesi ile iş sözleşmelerinin sona erdirildiği, işin bitiminin işverene haklı fesih hakkı veren bir hal olmadığı, davacının iş sözleşmesinin haksız feshedildiği ve davacının kıdem ve ihbar tazminatı taleplerinin yerinde olduğu, işyeri ve yapılan işin niteliği, 6 yıllık kıdemi ve tanığı beyanı ile emsal ücret cevabi yazıları birlikte değerlendirildiğinde davacının son ücretinin ortalama 1.300.00.TL. brüt olduğu, davacının yıllık ücretli izinlerinin kullandırıldığının imzasını taşıyan ücretli izin defteri veya eşdeğer belge ibrazı suretiyle kanıtlanmadığı, davacının 6 tam yıl hizmet süresine göre hak ettiği 90 günlük ücretli izin süresine ilişkin ücret alacağı olduğu, davacıya çalışma dönemine ilişkin ücretlerinin tam olarak ödendiğinin imzasını taşıyan bordro, makbuz vs yazılı delil veya banka kaydı ibrazı suretiyle kanıtlanmamış olmakla, davacının ücret alacağı talebinin yerinde olduğu, davacının fazla mesai yaptığını, hafta tatillerinde, milli bayram ve genel tatillerde çalıştığını ispatladığı, davalılarca bu çalışmaları karşılığı ücretlerinin ödendiğinin usulünce kanıtlanmadığı,Bilirkişi raporunun dosya kapsamı ve iş mevzuatına uygun bulunduğu anlaşılmış, bilirkişi tarafından hesap edilen fazla mesai ücret, hafta tatili ücreti, milli bayram – genel tatil ücretinden dosya kapsamı ve davacının yaptığı işe göre takdiren 1/3 oranında hakkaniyet indirimine gidildiği gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmiştir.

D)Temyiz:
Karar süresi içinde …. ile …. vekilleri tarafından temyiz edilmiştir.

E)Gerekçe:
1- Dosyadaki yazılara, toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre davalı … Şirketi’nin ve davalı … Şirketi’nin aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.

2- Somut uyuşmazlıkta, hizmet süresi bakımından;

Kabul edilen hizmet süresi içinde SGK belgelerine göre temyiz eden davalılar …Şirketi ve …Şirketi ile ilgisi tespit edilemeyen tek işyeri 20/09/2006-18/11/2006 ve 01/12/2008-26/06/2012 tarihleri arasında arasında çalıştığı görünen 1076207 sicilli işyeridir.

Bu işyeri SGK belgelerine göre davalı alt işveren … Şirketi’ne ait görünmekle birlikte diğer davalılar ile bu işyerinin ilgisi dosya kapsamından tespit edilememektedir.

Davacı asıl duruşmaya bizzat celbedilerek, kendisine bu işyeri ve Hizmet Dökümünde kapsadığı tarih aralıkları açıkça duruşmada belirtilerek bu işyerinin …Şirketi ve …Şirketi ile ilgisi detaylıca açıklatılmalıdır. Davanın taraflarından ve gerekirse dava dışı yerlerden bu işyeri sahibi ile …Şirketi arasındaki hizmet alımı, müteahhitlik, taşeronluk ve sair adlar altında var ise sözleşmeler celbedilmelidir. SGK.’na müzekkere yazılarak bu işyerinin ilgili olduğu bu işyeri sahibi ile …Şirketi arasındaki hizmet alımı, müteahhitlik, taşeronluk ve sair adlar altında var ise sözleşmeler ile bu işyerine ilişkin her türlü işyeri kayıtları celbedilmelidir.

Aynı hususlar tarafların vekillerinden ve … Şirketi’nden sorularak ilgili belgelerin gönderilmesi, belgeler ellerinde değilse nereden celbedileceğinin bildirilmesi istenmeli ve ilgili belgeler dosyaya celbedilmelidir.

Ayrıca davacı vekilinin 17/04/2014 ıslak havale tarihli dilekçesinde bu işyerlerinin nerelerden araştırılması gerektiğine ilişkin beyanlarına göre araştırma yapılmalıdır.

Tarafların/vekillerinin talep etmesi ya da gerekliliğinin anlaşılması halinde sair yerlerden de bu işyerleri araştırılmalıdır.

Neticeten, yapılacak araştırma ve inceleme sonucunda 20/09/2006-18/11/2006 ve 01/12/2008-26/06/2012 tarih aralıklarındaki sürenin hizmet süresine dahil edilip edilmeyeceği açıklığa kavuşturulmalı ve sonucuna göre karar verilmelidir.

Hizmet süresinin değişmesi halinde bu durumun dava konusu tüm alacak kalemlerine etkisi de ayrıca ele alınmalıdır.

3-Taraflar arasında, işçilik alacaklarının zamanaşımına uğrayıp uğramadığı konusunda uyuşmazlık bulunmaktadır.

Zamanaşımı, alacak hakkının belli bir süre kullanılmaması yüzünden dava edilebilme niteliğinden yoksun kalmasını ifade eder. Bu tanımdan da anlaşılacağı üzere zamanaşımı, alacak hakkını sona erdirmeyip sadece onu “eksik bir borç” haline dönüştürür ve “alacağın dava edilebilme özelliği”ni ortadan kaldırır.

Bu itibarla zamanaşımı savunması ileri sürüldüğünde, eğer savunma gerçekleşirse hakkın dava edilebilme niteliği ortadan kalkacağından, artık mahkemenin işin esasına girip onu incelemesi mümkün değildir.

Zamanaşımı, bir borcu doğuran, değiştiren ortadan kaldıran bir olgu olmayıp, salt doğmuş ve var olan bir hakkın istenmesini ortadan kaldıran bir savunma aracıdır. Bu bakımdan zamanaşımı alacağın varlığını değil, istenebilirliğini ortadan kaldırır. Bunun sonucu olarak da, yargılamayı yapan yargıç tarafından yürüttüğü görevinin bir gereği olarak kendiliğinden göz önünde tutulamaz. Borçlunun böyle bir olgunun var olduğunu, yasada öngörülen süre ve usul içinde ileri sürmesi zorunludur. Demek oluyor ki zamanaşımı, borcun doğumu ile ilgili olmayıp, istenmesini önleyen bir savunma olgusudur. Şu durumda zamanaşımı, savunması ileri sürülmedikçe, istemin konusu olan hakkın var olduğu ve kabulüne karar verilmesinde hukuksal ve yasal bir engel bulunmamaktadır.

Hemen belirtmelidir ki, gerek İş Kanununda, gerekse Borçlar Kanununda, kıdem ve ihbar tazminatı alacakları için özel bir zamanaşımı süresi öngörülmemiştir.

Uygulama ve öğretide kıdem tazminatı ve ihbar tazminatına ilişkin davalar, hakkın doğumundan itibaren, eski 818 sayılı Borçlar Kanununun 125 inci maddesi uyarınca on yıllık zamanaşımına tabi tutulmuştur. 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren yeni 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 146 ıncı maddesinde de genel zamanaşımı 10 yıl olarak belirlenmiştir.

Tazminat niteliğinde olmaları nedeni ile sendikal tazminat, kötüniyet tazminatı, işe başlatmama tazminatı, 4857 sayılı İş Kanununun; 5 inci maddesindeki eşit işlem borcuna aykırılık nedeni ile tazminat, 26/2 maddesindeki maddi ve manevi tazminat, 28 inci maddedeki belgenin zamanında verilmemesinden kaynaklanan tazminat, 31/son maddesi uyarınca askerlik sonrası işe almama nedeni ile öngörülen tazminat istekleri on yıllık zamanaşımına tabidir.

Bu noktada, zamanaşımı başlangıcına esas alınan kıdem tazminatı ve ihbar tazminatı hakkının doğumu ise, işçi açısından hizmet aktinin feshedildiği tarihtir.

Zamanaşımı, harekete geçememek, istemde bulunamamak durumunda bulunan kimsenin aleyhine işlemez. Bir hakkın, bu bağlamda ödence isteminin doğmadığı bir tarihte, zamanaşımının başlatılması hakkın istenmesini ve elde edilmesini güçleştirir, hatta olanaksız kılar.

İşveren ve işçi arasındaki hukuki ilişki iş sözleşmesine dayanmaktadır. İşçinin sözleşmeye aykırı şekilde işverene zarar vermesi halinde, işverenin zararının tazmini amacı ile açacağı dava da tazminat niteliğinde olduğundan on yıllık zaman aşımına tabidir.

4857 sayılı Kanundan daha önce yürürlükte bulunan 1475 sayılı Yasada ücret alacaklarıyla ilgili olarak özel bir zamanaşımı süresi öngörülmediği halde, 4857 sayılı İş Kanunun 32/8 maddesinde, işçi ücretinin beş yıllık özel bir zamanaşımı süresine tabi olduğu açıkça belirtilmiştir. Ancak bu Kanundan önce tazminat niteliğinde olmayan, ücret niteliği ağır basan işçilik alacakları ise 818 sayılı Borçlar Kanununun 126/1 maddesi uyarınca beş yıllık zamanaşımına tabidir. 01.06.2012 tarihinden sonra yürürlüğe giren 6098 Sayılı TBK.’un 147. Maddesi ise ücret gibi dönemsel nitelikte ödenen alacakların beş yıllık zamanaşımına tabi olacağını belirtmiştir.

Kanundaki zamanaşımı süreleri, 6098 Sayılı TBK 148. Maddesi gereğince tarafların iradeleri ile değiştirilemez.

İş sözleşmesi devam ederken kullanılması gereken ve iş sözleşmesinin feshi ile alacak niteliği doğan yıllık izin ücreti alacağının zamanaşımı süresinin fesih tarihinden başlatılması gerekir (HGK. 05.07.2000 gün ve 2000/9-1079 E, 2000/1103 K).

Sözleşmeden doğan alacaklarda, zamanaşımı alacağın muaccel olduğu tarihten başlar. (TBK. m. 149(818.BK.128). Türk Borçlar Kanununun 117 inci maddesi uyarınca, borcun muaccel olması, ifa zamanının gelmiş olmasını ifade eder. Borcun ifası henüz istenemiyorsa muaccel bir borçtan da söz edilemez.

6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 151 inci maddesinde zamanaşımının nasıl hesaplanacağı belirtilmiştir. Bu maddenin birinci fıkrası, zamanaşımının alacağın muaccel olduğu anda başlayacağı kuralını getirmiştir(818 sayılı BK.128). Aynı yönde düzenleme 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 151 inci maddesinde yer almaktadır.

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 152. maddesi gereğince, asıl alacak zaman aşımına uğradığında faiz ve diğer ek haklar da zamanaşımına, uğrar. Diğer bir deyişle faiz alacağı asıl alacağın tabi olduğu zamanaşımına tabi olur(818 sayılı BK.131).

Türk Borçlar Kanunu’nun 154. maddesi (818 Sayılı BK 133/2) uyarınca, alacaklının dava açmasıyla zamanaşımı kesilir. Ancak zaman aşımının kesilmesi sadece dava konusu alacak için söz konusudur.

6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 153/4 maddesinde “Hizmet ilişkisi süresince, ev hizmetlilerinin onları çalıştıranlardan olan alacakları için” zamanaşımının işlemeyeceği ve duracağı belirtilmiştir. Bu maddenin iş sözleşmesiyle bağlı her kişiye uygulanması olanağı bulunmamaktadır. Hizmetçiden kastedilen, kendisine ev işleri için ücret ödenen, iş sahibiyle aynı evde yatıp kalkan, aileden biriymiş gibi ev halkı ile sıkı ilişkileri olan kimsedir(818 sayılı BK. Mad.132).

6098 Sayılı TBK 154. Maddesinde (818 sayılı BK. 133) zamanaşımını kesen nedenler gösterilmiştir. Bunlardan borçlunun borcunu ikrar etmesi (alacağı tanıması), zamanaşımını kesen nedenlerden biridir. Borcun tanınması, tek yanlı bir irade bildirimi olup; borçlunun, kendi borcunun devam etmekte olduğunu kabul anlamındadır. Borç ikrarının sonuç doğurabilmesi için, eylem yeteneğine ve malları üzerinde tasarruf yetkisine sahip olan borçlunun veya yetkili kıldığı vekilinin, bu iradeyi alacaklıya yöneltmiş bulunması ve ayrıca zamanaşımı süresinin dolmamış olması gerekir. Gerçekte de borç ikrarı, ancak, işlemekte olan zamanaşımını keser; farklı anlatımla zamanaşımı süresinin tamamlanmasından sonraki borç ikrarının kesme yönünden bir sonuç doğurmayacağından kuşku ve duraksamaya yer olmamalıdır.

Aynı maddenin 2.fıkrası uyarınca, dava açılması veya icra takibi yapılması zamanaşımını kesen nedenlerdendir. Kanunun 156. maddesi ise, zamanaşımının kesilmesi halinde yeni bir sürenin işlemesi gerektiğini açıkça belirtmiştir. Madde açıkça düzenlemediğinden ihtiyati tedbir istemi ile mahkemeye başvurma veya işçilik alacaklarının tespiti ve ödenmesi için Bölge Çalışma İş Müfettişliğine şikâyette bulunma zamanaşımını kesen nedenler olarak kabul edilemez. Ancak işverenin, şikâyet üzerine Bölge Çalışma Müdürlüğünde alacağı ikrar etmesi, zamanaşımını keser.

Uygulamada, fazlaya ilişkin hakların saklı tutulması, dava açma tekniği bakımından, tümü ihlal ya da inkâr olunan hakkın ancak bir bölümünün dava edilmesi, diğer bölümüne ait dava ve talep hakkının bazı nedenlerle geleceğe bırakılması anlamına gelir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca benimsenmiş ilkeye göre, kısmi davada fazlaya ilişkin hakların saklı tutulmuş olması, saklı tutulan kesim için zamanaşımını kesmez, zamanaşımı, alacağın yalnız kısmi dava konusu yapılan miktar için kesilir.

Zamanaşımı, dava devam ederken iki tarafın yargılamaya ilişkin her işleminden ve hâkimin her emir ve hükmünden itibaren yeniden işlemeye başlar ve kesilmeden itibaren yeni bir süre işler.

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunun 155. maddesi hükmü, “Zamanaşımı müteselsil borçlulardan veya bölünemeyen borcun borçlularından birine karşı kesilince, diğerlerine karşı da kesilmiş olur.” kuralını içermektedir. Bu maddeye göre, müteselsil borçlulardan birine karşı zamanaşımının kesilmesi diğer müteselsil borçlulara karşı da zamanaşımını keser. (818 sayılı BK. Mad.134)

Türk Borçlar Kanununun 160. maddesinde (818 Sayılı BK 139), zamanaşımından feragat düzenlenmiştir. Anılan maddeye göre, borçlunun zamanaşımı defini ileri sürme hakkından önceden feragati geçersizdir. Önceden feragatten amaç, sözleşme yapılmadan önce veya yapılırken vaki feragattir. Oysa daha sonra vazgeçmenin geçersiz sayılacağına ilişkin yasada herhangi bir hüküm bulunmamaktadır. O nedenle borç zamanaşımına uğradıktan sonra borçlu zamanaşımı defini ileri sürmekten feragat edebilir. Zira, burada doğmuş bir defi hakkından feragat söz konusudur ve hukuken geçerlidir. Bu feragat; borçlunun, ileride dava açılması halinde zamanaşımı definde bulunmayacağını karşılıklı olarak yapılan feragat anlaşmasıyla veya tek yanlı iradesini açıkça bildirmesiyle veyahut bu anlama gelecek iradeye delalet edecek bir işlem yapmasıyla mümkün olabileceği gibi, açılmış bir davada zamanaşımı definde bulunmamasıyla veya defi geri almasıyla da mümkündür.

5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanununun 7 nci maddesinde, iş mahkemelerinde sözlü yargılama usulü uygulanır. Ancak 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 447 inci maddesi ile sözlü yargılama usulü kaldırılmış, aynı yasanın 316 ve devamı maddeleri gereğince iş davaları için basit yargılama usulü benimsenmiştir.

Sözlü yargılama usulünün uygulandığı dönemde zamanaşımı def’i ilk oturuma kadar ve en geç ilk oturumda yapılabilir. Ancak 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun yürürlükte olduğu dönemde 319 uncu madde hükmü uyarınca savunmanın değiştirilmesi yasağı cevap dilekçesinin verilmesiyle başlayacağından, zamanaşımı defi cevap dilekçesi ile ileri sürülmelidir. 01.10.2011 tarihinden sonraki dönemde ilk oturuma kadar zamanaşımı definin iler sürülmesi ve hatta ilk oturumda sözlü olarak bildirilmesi mümkün değildir.

Dava konusunun ıslah yoluyla arttırılması durumunda, 1086 sayılı HUMK hükümlerinin uygulandığı dönemde, ıslah dilekçesinin tebliğini izleyen ilk oturuma kadar ya da ilk oturumda yapılan zamanaşımı defi de ıslaha konu alacaklar yönünden hüküm ifade eder. Ancak Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun yürürlüğe girdiği 01.10.2011 tarihinden sonraki uygulamada, 317/2 ve 319. maddeler uyarınca ıslah dilekçesinin davalı tarafa tebliği üzerine iki haftalık süre içinde ıslaha konu kısımlar için zamanaşımı definde bulunulabileceği kabul edilmelidir.

Cevap dilekçesinde zamanaşımı defi ileri sürülmemiş ya da süresi içince cevap dilekçesi verilmemişse ilerleyen aşamalarda 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 141/2 maddesi uyarınca zamanaşımı defi davacının açık muvafakati ile yapılabilir.

1086 sayılı HUMK yürürlükte iken süre geçtikten sonra yapılan zamanaşımı define davacı taraf süre yönünden hemen ve açıkça karşı çıkmamışsa (suskun kalınmışsa) zamanaşımı defi geçerli sayılmakta iken, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun uygulandığı dönemde süre geçtikten sonra yapılan zamanaşımı definin geçerli sayılabilmesi için davacının açıkça muvafakat etmesi gerekir. Başka bir anlatımla 01.10.2011 tarihinden sonraki uygulamalar bakımından süre geçtikten sonra ileri sürülen zamanaşımı define davacı taraf muvafakat etmez ise zamanaşımı defi dikkate alınmaz.

Zamanaşımı definin cevap dilekçesinin ıslahı yoluyla ileri sürülmesi de mümkündür (Yargıtay HGK. 04.06.2011 gün 2010/ 9-629 E. 2011/ 70. K.).

Somut uyuşmazlıkta, ıslaha karşı zamanaşımı bakımından;
Dava dilekçesi belirsiz alacak davası değil, kısmi dava şeklindedir.
Davaya karşı zamanaşımı gözetilmiştir.
Islaha karşı zamanaşımı bakımından;

Davalı … Şirketi vekili ıslaha karşı süresinde zamanaşımı savunması yapmıştır. Davalı … Şirketi’nin ıslaha karşı süresinde yaptığı zamanaşımı savunmasının gözetilmemesi hatalıdır.

Davalı … Şirketi de davalı … Şirketi ile müşterek müteselsil sorumludur. Davalı … Şirketi vekilinin zamanaşımı savunması davalı … Şirketi’ne de sirayet edeceği için davalı … Şirketi bakımından da ıslaha karşı zamanaşımı savunmasının gözetilmesi gerektiğinin düşünülmemesi hatalıdır.

SONUÇ:

Temyiz olunan kararın yukarda yazılı sebeplerden dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgililere iadesine, 03/10/2019 gününde oybirliğiyle karar verildi.